Ana Sayfa

>

Röportaj

>

Ayın Konuğu

AKADEMİ VE SEKTÖRE DAİR

Ayşe Günay ile moda tarihi, sektör - akademi arasındaki ilişki ve pandeminin sektörde yaratabileceği etkiler hakkında. 
FMV Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Moda ve Tekstil Tasarımı Bölümü’nden Ayşe Günay ile röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar...
 
Sizi biraz yakından tanıyabilir miyiz?
 
Merhaba, Ankara doğumluyum. Lisans eğitimimi O.D.T.Ü. İktisat bölümünde tamamladım. Colin’s ve Loft markalarının yurtdışı satın alma bölümünde çalıştıktan sonra Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Sanatları Bölümü’nde yüksek lisansımı; Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü’nde ise ''Sanatta Yeterlik'' derecemi aldım. 2013’ten itibaren tam zamanlı çalıştığım FMV Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Moda ve Tekstil Tasarımı Bölümü’nde 2019 itibari ile Doçent olarak görevime devam etmekteyim. Bölümümüzde uygulamalı olarak moda tasarımı, deneysel giysi tasarımı, tekstil sanatı; teorik olarak ise moda tarihi, moda pazarlaması, sanat/tasarım analizi, moda sosyolojisi gibi alanlarda lisans ve yüksek lisans seviyesinde dersler vermekteyim.
 
Güzel sanatlar ve tasarım alanında nitelikli bir eğitim/öğretim deneyimi yaşamak ve bunu öğrencilere aktarmak için alan ile ilgili eser üretmenin çok değerli olduğunu düşünüyorum. Kendi ilgilerimiz ve uzmanlık alanımız çerçevesinde tasarlamak ve yaratmak üzerine kafa yormadan, bu süreci birebir deneyimlemeden, yaşadığımız zaman diliminde kalmanın ve körelmeden kendimizi gerçekleştirmenin imkanı olduğunu düşünmüyorum. Bu sürecin çıktılarını ve edinilen deneyimleri profesyonel sanat/tasarım platformlarına taşımak ve özellikle de öğrencilerle olan iletişim ve paylaşıma yansıtmak çok önemli ve değerli. Bu çerçevede verdiğim derslerin sektörel deneyimime dayalı bilgiye yakın durmakla sanat ve tasarım nesnesi üretmek arasında geniş bir skalada yer alan çeşitli içerikleri var. Moda tarihi üzerine yaptığım araştırmaların yanı sıra tekstil malzemeleri ile 2 ve 3 boyutlu işler tasarlıyorum. Bu çalışmalarım resim, heykel ve tekstil sanatı işlerinin sergilendiği sanat galerileri, sempozyum, sanat festivali gibi platformlarda yer alıyor.
 
Moda söz konusu olduğunda sektör ve akademi farkları, benzerlikleri nelerdir? (İki tarafında beklentileri, çalışma alanları, zorlukları, vb.)
 
Moda, sektör ve akademinin birbirini beslemesi ve her birinin çıktısının diğerinin içinden doğduğu karmaşık, değişken, çok yönlü ve çok dinamik bir kavram. Eğitim açısından bakarsak akademide edinilen kapsamlı bilgilerin sektöre taşındığında üretilebilirlik, satılabilirlik, maliyet, müşteri kitlesinin nitelikleri, trendler, dünyadaki ekonomik politik toplumsal dinamikler çerçevesinde dönüştüğünü biliyoruz. Bu süreçte sektör, tasarımcıların dar bir alanda uzmanlaştığı ya da öncelikli olarak maliyetlerin tasarımın niteliğini belirlediği ve bu çerçevede daha basit, birbirine benzer, daha az özgün ve satması garanti ürünlerin üretildiği bir sistem üzerinden devam etmeyi tercih edebiliyor. Tabi eğitim denilince bunun içine uzun/kısa dönem kurslar, sertifika progamları, ara eleman yetiştiren meslek yüksek okulu benzeri programlar, teknik ya da tasarım ve yaratcılık odaklı programlar vs. girmekte. Üniversitelerin bu geniş skalada genel olarak hem yaratıcı hem de bir dereceye kadar teknik yeterliliği olan elemanlar yetiştirmeyi amaçladığını söyleyebiliriz. Bazıları sadece konfeksiyon odaklı olmakla beraber benim çalıştığım kurum gibi bazılarında da hem dokuma hem giyim hem de baskı tasarımı alanında teorik ve uygulamalı eğitim verilmekte.
 
Çalışma alanları ve beklentiler konusuna gelince, hem sektörde hem de akademide çalışmış birisi olarak her iki tarafın da kendine has olumlu/olumsuz koşulları ile çok değerli ve önemli deneyimler yarattığını düşünüyorum. Sektörde ofis, atölye, fabrika gibi ortamlarda çok farklı niteliklerde kişiler ile iletişim kurup beraber iş yapmak gerekmekte. Sektörün temelini oluşturan hızlı, değişken ve dinamik moda kavramı iş ilişkileri, çalışma süreleri ve işin niteliğini birebir tasvir etmekte. Ayrıca ortaya konan ara ya da son ürünlerin pazar koşullarında mutlaka üretilebilir ve satılabilir olması gerekmekte. 
Akademide ise sektörün dinamiklerini birebir etkileyen ya da ilgi alanlarınıza göre sanat, sosyoloji, felsefe, estetik vb. disiplinlere daha yakın duran araştırmalar yapmak ve bunları akademi ve sektör ile paylaşmak mümkün. Bunların yanısıra başında bahsettiğim tasarlama süreci içinde kalma konusuna gelirsek yarattığımız sanat ya da tasarım işleri sektörün rekabetçi kıstaslarından bağımsız olarak sanata, estetiğe, kavramsal açılımlara daha dönük bir nitelik taşıyabilir ve bu da bizleri oldukça özgürleştiren bir durum. Bu çerçevede akademide çalışırken hem kendi özgün ve özgür yaratım sürecinizi deneyimleyebilir, hem de bunu sanat/akademi dünyası ile paylaşabilirsiniz. Tüm bu üretimler dünyanın sanat ve tasarım platformunda biriktirilen değerlere bir yenisini ekler. Ayrıca bu bilgilerin bir kısmı sanayi-endüstri işbirliği çerçevesinde de değerlendirilebilir. Tabi şu ana kadar yaptığım tespitler akademinin daha çok sanat/tasarım alanı için geçerli. İşletme, tekstil mühendisliği vb bölümlerde bulunan hocalarımızın da sanayi-sektör işbirliği çerçevesinde etkin projeleri olmaktadır.
 
Tasarım sanat ilişkisi sizce nedir, moda sanat mıdır? 
 
Moda sanat ilişkisi her dönem üzerinde tartışılan bir konu. Genel olarak sanatın sonsuz yaratıcılığının giysi modasını etkilediğini; genel anlamı ile moda kavramının da sanatın esinleri üzerinde yönlendirici olabildiğini söylemek mümkündür. Bir giysi, onun estetik dilini oluşturan renk, biçim, hacim, doku gibi niteliklerinin toplamda oluşturduğu etkinin bir sanat eseri seviyesinde olması kıstasına göre sanat olarak tanımlanabilmektedir. Sanat özgün ve biricik olarak nitelendirilirken kullanışlı olması ya da bir işe yaraması beklenmez. Tasarımda ve tabi endüstriyel tasarımın bir parçası olan giyside ise kullanıcının öne çıkan psikolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarını gidermesi, mümkünse kullanışlı olması vb. gibi kıstaslar mevcuttur. Haute couture dediğimiz kişiye özel yapılan yüksek terzilik ürünleri biriciklik ve yaratıcılık açısından sanat eseri gibi algılansa da el işçiliği ve ulaştığı yüksek estetik nitelikler açısından övgüyü hak eden özel tasarım nesneleri olarak nitelendirilmeleri daha doğru olabilir. 
 
Modanın sanat ile ilişkilendirilmesi aslında 20. yüzyılın başında giyimin sadece terzilik sistemi olmaktan çıkıp isimler ve markalar ile daha yüksek bir statüye kavuşması ile başlar. Tasarımların altına imza atılarak bir resim gibi biricikleştirilmesi ve sonraki süreçte giysinin renk, doku, biçim, hacim ve silüet gibi değerleri ile yansıttığı toplam estetik değer onun bazı zamanlarda sanat eseri gibi algılanıp takdir edilmesine yol açmıştır. Özellikle 1980’ler itibari ile öne çıkan giysinin yapısını bozan, sıra dışı, öncü, deneysel, sanatsal yapıbozum denemeleri günümüzde ilerleyen teknik ve malzemeler ile oldukça yaratıcı bir hal almış ve moda platformlarında da oldukça ilgi çeken, bir taraftan da kabul gören bir duruma gelmiştir. Tabi bu denemeler seri üretim koleksiyonlarında stilize edilerek daha kullanışlı günlük giysilere dönüştürülebilmektedir; ancak tasarım sürecinin en başında bu özgün, özgür ve sınırsız yaratıcılığın serbest bırakılması ve geniş kitlelere sunulması, sonrasındaki tasarım sürecinin daha nitelikli olmasında ve toplumun bu tasarımları algılayıp takdir edebilmesinde büyük rol oynar. Tüm bunların yanı sıra giysinin ya da tekstil malzemelerinin resim, heykel, mimari gibi plastik sanatlarda ya da performans sanatında sanatçının bedeni üzerinde kullanılış biçimleri de onun sanatsal bir nitelik kazanmasına olanak sağlar.
 
Moda tarihinde ortaya çıkan kritik parçalar sizce neler?
 
Ceket kişisel olarak benim çok önemli bulduğum bir giyim ögesi. İnsan bedenini muntazam, simetrik, güzel gösteren; hem spor hem abiye kullanımda her zaman şıklık katan bir parça. Ceket yakın tarihte öncelikle resmi iş giyiminin bir parçası olarak 1980’lerde öne çıkmış olmakla beraber ceket mantığında üst giyim parçalarının izini rönesans hatta daha eskiye götürmek mümkün olabilir. Her türlü kullanımda giyinen kişinin tarzını ve görüntüsünü olumlu anlamda etkilediğine inandığım ceket her tarz için çok kullanışlı ve şık bir etki yaratır. 
 
Coronavirusun moda sektörüne etkileri neler olabilir?
 
Virüsün an itibari ile tüm dünyada ekonomik, politik ve sosyal ilişkileri etkilediğini deneyimliyoruz. Tekstil sektörü makinalaşma ve dijitalleşme olsa da hala insan faktörünün çok öne çıktığı bir sektör. Bu sebeple hem üretimde yaşanan ve yaşanacak sıkıntılar, hem de üretilebilen kısmın dağıtımı, satın alınması/alınabilmesi yani tüketiciye ulaşması/ tüketicinin alım gücünün olması konusunda büyük sıkıntılar yaşanması mümkün. Üstelik bilindiği üzere tekstil ürünlerinin çoğunluğu gıda vb. gibi yaşamsal zorunluluklarla tanımlanan ürün grubu içerisinde olmadığı için her türlü krizde tekstil sektörü en önce etkilenen sektör konumunda. Kriz küresel olduğu ve kişisel izolasyonu gerekli kıldığı için önceden yapabildiğimiz gibi bölgesel krizleri fırsata çevirme şansımız da yok. 
 
Tüketimin azalması ve insanların içine dönmesi sektör için tehdit gibi görünse de aslında zaten dünyadaki insan ve hammadde kaynağını herkes için sağlıklı yaşamayı mümkün kılan, dünyaya ve bizlere zarar vermeyecek ve sürekliliği olan bir sistem içinde yeniden tasarlamak durumundayız. Bu yeni anlayışın içselleştirilmesi için bu virüs bir fırsat olabilir ancak toplumsal ve küresel değişimler umulandan daha yavaş gerçekleşiyor. Bu sebeple bugünden yarına bu üretim-tüketim sisteminde radikal bir değişim beklemek gerçekçi olmayabilir, yani insanlar sokağa çıkabilmeye başladığında sistem eski alışkanlıklarına devam etme eğiliminde olabilir. Ancak küresel anlamda değişim eninde sonunda gerçekleşecektir.  Virüs kaynaklı dünyadaki günlük akışı büyük ölçüde durduran bu kriz süresince, sektörün her kademesinde çalışan kişilerin ne ölçüde korunabildiğini devlet, sektör ve firma sahiplerinin politikaları belirleyecektir. Bu koruma, düzenin eskiye dönmeye çalışırken harcayacağı enerji ve emeğin miktarını büyük ölçüde etkileyecektir diye düşünüyorum.

AKADEMİ VE SEKTÖRE DAİR  - Laleli Dergisi